İçeriğe geç
Kastamonu Ses

Gündelik meraklara, burçlara ve yaşama kulak ver

Şaşırtıcı Bilgiler 4 dk okuma

Deyimlerin Arkasındaki Unutulmuş Hikâyeler

Deyimler kaybolmuş meslekleri ve nesneleri dilin içinde saklar. Bu kalıpların kökenine dair bilinenler ve uydurulanlar.

Yazar: Ozan Erdemir

Deyimler bir dilin en sıkışık, en yoğun bölgesidir. Birkaç kelimeyle koca bir durumu anlatırlar ve bunu yaparken çoğu zaman söz konusu kelimelerin gerçek anlamıyla hiç ilgilenmezler. "Etekleri zil çalmak" diyen kişi ne etek ne zil düşünür; sadece büyük bir sevinci kastettiğini bilir. Bu kalıpların arkasında ise çoğu zaman unutulmuş bir meslek, kaybolmuş bir gelenek ya da artık kullanılmayan bir nesne durur.

Kaybolan nesnelerin dilde yaşaması

Bir deyimin içindeki kelime gündelik hayattan çekildiğinde deyim ölmez; anlamını korur ama şeffaflığını kaybeder. Artık kimse o nesneyi görmediği için ifade tamamen kalıplaşır. Dilbilimciler bu duruma sözcüğün donması der. Eski ölçü birimleri, eski meslek aletleri, eski para adları çoğunlukla böyle korunur. Kelime sözlükten düşmüş olsa bile deyimin içinde fosil gibi kalır ve dile bakan kişiye geçmişten haber verir.

Aynı durum meslek deyimleri için de geçerlidir. Demircilik, dokumacılık, gemicilik ve tarım, Türkçeye çok sayıda kalıp bırakmıştır. Bir işi doğru zamanda yapmayı anlatan ifadelerin çoğu demirci ocağından gelir; sabırla ilerlemeyi anlatanlar tarımdan; işleri yoluna koymayı anlatanlar denizcilikten. Sanayi öncesi hayatın günlük tecrübesi, bu kalıplarla dilin içine gömülmüştür.

Halk hikâyeleri ve efsanevi kökenler

Deyimlerin kökeni konusunda anlatılan hikâyelerin bir bölümü sonradan uydurulmuştur. Halk, anlamı kararmış bir ifadeyi açıklamak için ona uygun bir öykü yakıştırır. Dilbilimde buna sonradan üretilmiş köken açıklaması denir. Bu hikâyeler eğlencelidir ama çoğu zaman doğru değildir. Ciddi bir köken araştırması, eski metinlerde ifadenin ilk hangi biçimde geçtiğine, hangi tarihte belgelendiğine ve komşu dillerde benzerinin bulunup bulunmadığına bakar.

Bu yüzden bir deyimin kökeni hakkında dolaşan renkli anlatıları temkinle karşılamak gerekir. Genellikle en sade açıklama en doğrusudur: ifade, gündelik bir işten alınmış bir benzetmedir ve zamanla mecazlaşmıştır. Karmaşık, saraylı, olağanüstü kökenler ise çoğu zaman sonradan eklenmiştir.

Ortak insanlık kalıpları

Deyimlerin ilginç bir yanı da farklı dillerde benzerlerinin bulunmasıdır. Bedenle ilgili kalıplar bunun en açık örneğidir: kalp, el, göz, baş neredeyse her dilde duyguları anlatmak için kullanılır. Bunun nedeni kültürler arası kopyalama değil, insan bedeninin ortaklığıdır. Korkunca kalbin hızlanması, utanınca yüzün kızarması her yerde aynı olduğu için, bu deneyimler benzer ifadeler doğurur.

Bir bölüm deyim ise gerçekten ödünç alınmıştır. Çeviri yoluyla giren kalıplar, özellikle son yüzyılda yaygınlaştı. Yabancı bir dildeki ifadenin kelime kelime çevrilmesi, önce garip durur, sonra alışılır ve dile yerleşir. Bugün doğal saydığımız bazı ifadeler aslında böyle gelmiştir. Bu da dilin canlılığının bir göstergesidir; kapalı bir sistem olsaydı yeni kalıp üretemezdi.

Yeni deyimler doğuyor mu

Doğuyor, hem de hızla. Dijital hayatın kendi kalıpları oluşmaya başladı; ekran, bağlantı, bildirim, kayıt gibi kelimelerin çevresinde mecazlar birikiyor. Bir ifadenin deyimleşmesi için birkaç şart var: kısa olmalı, akılda kalmalı, gerçek anlamının ötesinde bir durumu anlatmalı ve geniş bir grup tarafından aynı biçimde anlaşılmalı. Bu şartları tutturan ifadeler birkaç yıl içinde sözlüklere girmeye aday olur.

Deyimlere dikkat etmek, kendi konuşmanızı da zenginleştirir. Kalıpları yerinde kullanmak anlatımı hızlandırır; ama üst üste yığmak metni klişeleştirir. İyi bir yazar deyimi bir baharat gibi kullanır: az ve doğru yerde. Bir de deyimin bozulmuş biçimlerine dikkat etmek gerekir; kalıbın içindeki bir kelimeyi değiştirmek, çoğu zaman anlamı bozar çünkü deyimler kelime kelime değil, blok halinde anlam taşır.

Sonuçta bu kalıplar, bir toplumun ortak hafızasının en pratik biçimidir. Onları kullanırken farkında olmadan yüzyıllar öncesinin işlerine, aletlerine ve alışkanlıklarına atıf yaparız. Bu yüzden deyim öğrenmek yalnızca dil öğrenmek değil, aynı zamanda o dili konuşanların geçmişine kısa bir ziyaret yapmaktır.

Yörelere göre değişen biçimler de ayrı bir zenginlik alanıdır. Aynı anlamı taşıyan bir kalıp, bir bölgede farklı bir kelimeyle kurulabilir; bazen sadece bir sesin değişmesi ifadeyi bambaşka gösterir. Bu çeşitlilik, standart dilin dışında kalan geniş bir hazine oluşturur ve derleme çalışmaları olmasa çoğu kayıt altına alınamazdı. Kendi ailesinden duyduğu ama sözlüklerde bulamadığı bir kalıbı not eden herkes, aslında bu hazineye küçük bir katkı yapmış olur. Dilin kayıt altına alınması yalnızca uzmanların işi değildir; gündelik konuşmaya dikkat eden herkesin yapabileceği bir şeydir.